Haberler Mail veya WhatsApp olarak gelsin!
Pamukkale Üniversitesi (PAÜ) Hastaneleri Endokrinoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Semin Melahat Fenkçi, Dünya Şeker Tüketimine Dikkat Haftası kapsamında şeker tüketiminin sağlık üzerindeki etkilerine ilişkin açıklamalarda bulundu.
PAÜ Hastaneleri Endokrinoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Semin Melahat Fenkçi yaptığı açıklamalarda şunları söyledi: “Hücrelerin yapı taşı DNA’da yer alan şeker molekülü nasıl oldu da insan için toksik bir hale geldi?’ sorusuyla başlayalım. Aslında glukoz (kan şekeri), insan vücudu için temel bir enerji kaynağıdır. Aldığımız besinler vücutta çeşitli kimyasal süreçlerden geçerek glukoza dönüştürülür ve hücrelerde, özellikle mitokondrilerde, yaşam için gerekli enerjinin üretilmesinde kullanılır. İhtiyaç fazlası enerji ise glikojen ve yağ olarak depolanır ve gerektiğinde yeniden kullanılır. Yani sistem, enerji ihtiyacı ile enerji depolanması arasında hassas bir denge üzerine kuruludur. Sorun glukozun kendisinden çok, uzun süre boyunca ihtiyaçtan fazla enerji ve özellikle ilave şeker tüketilmesidir. Enerji fazlası sürekli hale geldiğinde hücrelerin insüline verdiği yanıt zamanla azalabilir. Buna insülin direnci denir. Böylece kanda glukoz bulunduğu halde hücrelerin glukozu kullanma ve depolama mekanizmaları sağlıklı biçimde çalışamaz. Kan şekeri yükselirken metabolik denge giderek bozulur ve tip 2 diyabete giden süreç başlayabilir. Kandaki yüksek glukozun bir başka önemli etkisi de proteinlerle reaksiyona girerek ileri glikasyon son ürünleri (AGE’ler) oluşturmasıdır. Bu yapılar hücre ve dokuların normal işleyişini bozabilir; oksidatif stres ve kronik düşük düzeyli inflamasyonla birlikte damarlar, böbrekler, sinirler ve diğer organlarda hasara katkıda bulunabilir. Özellikle fazla miktarda alınan fruktozun önemli bir bölümü karaciğerde metabolize edilir. Aşırı fruktoz tüketimi karaciğerde yeni yağ üretimini artırarak karaciğer yağlanmasına, trigliserit yüksekliğine ve karaciğer kaynaklı insülin direncine katkıda bulunabilir. Bu metabolik bozukluklar zaman içerisinde tip 2 diyabet, yağlı karaciğer hastalığı ve kalp-damar hastalıklarıyla ilişkili bir tabloya dönüşebilir.”
Prof. Dr. Fenkçi: “Şekeri değil fazlasını azalt”
Önemli olanın, meyve ve süt gibi doğal besinlerde bulunan şeker ile gıdalara sonradan eklenen şekeri birbirinden ayırmak olduğunu belirten Prof. Dr. Semin Melahat Fenkçi, doğal besinlerdeki şekerin lif, protein, vitamin ve minerallerle birlikte alındığını ifade etti. Özellikle meyvedeki lifin şekerin emilimini yavaşlattığını ve tokluk sağladığını söyleyen Prof. Dr. Fenkçi, sözlerine şöyle devam etti: “Buna karşılık şekerli içecekler, hazır meyve suları, tatlılar, pastane ürünleri ve birçok işlenmiş gıdada bulunan ilave şeker, fark edilmeden yüksek miktarlarda tüketilebilir. Şekerli içeceklerin tokluk hissi oluşturma kapasitesinin düşük olması da toplam enerji alımını artırarak kilo artışına ve obeziteye katkıda bulunabilir. Fazla şekerin etkileri yalnızca metabolizma ile sınırlı değildir. Ağız bakterileri tarafından fermente edilen şeker, diş çürüklerinin en önemli önlenebilir nedenlerinden biridir. Uzun süreli yüksek şeker tüketimi ise obezite, insülin direnci, karaciğer yağlanması ve kalp-damar hastalıkları gibi birçok kronik hastalık için risk oluşturan metabolik ortamın gelişmesine katkıda bulunabilir. Dünya Sağlık Örgütü, günlük enerjinin ilave şekerlerden gelen bölümünün yüzde 10’un altında tutulmasını, mümkünse yüzde 5’in altına indirilmesini önermektedir. Sonuç olarak glukoz insan yaşamı için vazgeçilmezdir; sorun glukozun kendisi değil, ihtiyaçtan fazla ve özellikle ilave şekerin uzun süre yüksek miktarlarda tüketilmesidir. Vücudumuz fazla enerjiyi önce depolayarak bizi korumaya çalışır. Ancak bu enerji fazlası kronik hâle geldiğinde insülin direnci, yağlanma, oksidatif stres ve inflamasyon gibi süreçler devreye girerek metabolik dengeyi bozabilir. Bu nedenle şekeri tamamen “düşman” ilan etmek yerine, hangi kaynaktan geldiğine, ne kadar tüketildiğine ve beslenmenin bütünü içindeki yerine bakmak gerekir. Sağlıklı bir metabolik denge için işlenmiş ve ilave şeker içeren gıdaları azaltmak; dengeli beslenme, düzenli fiziksel aktivite ve yeterli uyku ile birlikte düşünülmelidir.”
BİR CEVAP YAZ
E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir